Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Trump’tan İran çıkışı: Ateşkes olsa bile asker çekmeyeceğim

ABD Başkanı Donald Trump, İran’la yürütülen süreç ve Orta Doğu’daki çatışmalara ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Trump, ateşkes sağlansa bile ABD birliklerini bölgeden çekmeyi düşünmediğini söylerken, İran’ın nükleer silaha sahip olmayacağını kabul ettiğini öne sürdü.

ABD Başkanı Donald Trump, İran’la yürütülen süreç ve Orta Doğu’daki

ABD Başkanı Donald Trump, İran’la yürütülen müzakereler ve Orta Doğu’daki çatışma sürecine ilişkin açıklamalarda bulundu. NBC News’e konuşan Trump, İran’ın nükleer silaha sahip olmayacağını kabul ettiğini savunarak, anlaşma metnine bu yönde bir madde eklendiğini söyledi.

Trump, “İran nükleer silaha sahip olmayacağını kabul etti. Biz de bunu belirten bir madde ekledik ve herkes bu istisnadan memnun kaldı” ifadelerini kullandı. ABD Başkanı, Lübnan’ın İran’la yapılacak kısa vadeli bir anlaşmanın parçası olmasını talep etmediğini de belirtti.

Trump’tan nükleer anlaşma mesajı

İran ile ABD arasındaki müzakerelerde belirsizlik sürerken Trump’ın açıklamaları, nükleer program başlığını yeniden gündemin merkezine taşıdı. ABD Başkanı, İran’ın nükleer silah geliştirmeyeceğine ilişkin bir kabulde bulunduğunu ileri sürdü.

Trump, olası bir anlaşma halinde uranyum konusunun da ABD kontrolünde çözüleceğini savundu. İran’la dostane bir anlaşmaya varılması durumunda uranyumun birlikte imha edileceğini belirten Trump, bunun bulunduğu yerde yapılabileceğini ya da başka bir noktaya taşınarak gerçekleştirilebileceğini söyledi.

“Diğer yol hiç hoş değil”

Trump, İran’la anlaşma ihtimalinin hâlâ masada olduğunu belirtirken, müzakerelerin sonuçsuz kalması halinde farklı seçeneklerin gündeme gelebileceği mesajını verdi.

ABD Başkanı, “Anlaşmayı imzalayacak mıyız yoksa diğer yolu mu izleyeceğiz? Diğer yol hiç de hoş değil” sözleriyle Tahran yönetimine yönelik baskının sürebileceğine işaret etti.

ABD birlikleri bölgede kalacak

Trump’ın açıklamalarında öne çıkan başlıklardan biri de ABD askerlerinin bölgedeki varlığı oldu. ABD Başkanı, ateşkes sağlansa bile Amerikan birliklerini geri çekmeyi düşünmediğini söyledi.

Trump, savaş sona erdiğinde Amerikalıların rahat bir nefes alacağını ifade ederken, İran’ın üstleneceği maliyetlerin sürdürülemez olduğunu savundu. İran ekonomisinin ağır baskı altında olduğunu belirten Trump, Tahran yönetiminin mevcut süreci uzun süre taşıyamayacağını öne sürdü.

Deniz ablukası açıklaması

Trump, İran’a yönelik deniz ablukasına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. ABD Başkanı, İran’a deniz ablukası uygulanmasının gerekçesini, Tahran’ın ABD’ye karşı benzer bir baskı kurmaya çalışmasıyla açıkladı.

Trump, “İran’a deniz ablukası uygulamanın nedeni, onların bize abluka uygulamaya çalışmasıydı; şimdi de biz onlara abluka uyguluyoruz” dedi. ABD Başkanı, deniz ablukası nedeniyle İran’ın her gün 400 ila 500 milyon dolar arasında kayıp yaşadığını iddia etti.

İran lideriyle ilgili dikkat çeken iddia

Trump, açıklamalarında İran’ın dini liderine ilişkin de dikkat çekici bir iddiada bulundu. ABD Başkanı, İran’ın Yüce Lideri’nin ağır yaralandığını öne sürdü. Bu iddia, bölgedeki çatışmaların siyasi ve askeri boyutuna ilişkin tartışmaları artırabilecek başlıklardan biri olarak değerlendirildi.

Savaşta 100 gün geride kaldı

ABD/İsrail-İran Savaşı olarak adlandırılan çatışma sürecinde 100 gün geride kalırken, savaşın yalnızca askeri değil, ekonomik sonuçları da küresel gündemin üst sıralarına yerleşti.

28 Şubat’ta başlayan savaşın ardından bölgede insani kayıpların yanı sıra enerji, ticaret, taşımacılık ve tedarik zincirleri açısından da ciddi zorluklar yaşandı. Özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıklar, küresel petrol ve doğal gaz piyasaları üzerinde büyük baskı oluşturdu.

Hürmüz Boğazı küresel ticareti vurdu

İran’ın ABD ve İsrail saldırılarına misilleme olarak Hürmüz Boğazı’nda ticari gemi trafiğini büyük ölçüde durdurduğu belirtiliyor. Bu gelişme, küresel enerji ve hammadde ticaretinde önemli aksamalara yol açtı.

Paylaşılan verilere göre küresel petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yüzde 20’si, gübre ticaretinin yüzde 30’u, üre arzının yaklaşık yüzde 40’ı, kükürt arzının yüzde 50’si ve fosfat tedarikinin yüzde 30’u bu süreçten etkilendi.

Enerji krizinde tarihi tablo

Savaşın 100’üncü gününe girilirken enerji piyasalarındaki arz sıkışıklığı daha görünür hale geldi. Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol’a göre özellikle petrol ve petrol ürünlerindeki arz şoku, tarihin en büyük enerji krizlerinden birine dönüşmüş durumda.

IEA verilerine göre dünyanın günlük petrol tüketimi nisanda 104 milyon varil seviyesinde gerçekleşirken, petrol arzı 95,1 milyon varilde kaldı. Hürmüz Boğazı’nda akışın durma noktasına gelmesiyle Körfez’deki petrol üreticilerinin savaş öncesine kıyasla günlük kaybının 14,4 milyon varile ulaştığı belirtiliyor.

Petrol ve gaz fiyatları yükseldi

Arz sıkışıklığı nedeniyle Brent petrolün varil fiyatı savaş öncesi seviyenin yaklaşık yüzde 30 üzerinde seyrediyor. Avrupa gaz fiyatlarında ise artışın yüzde 50 seviyesine ulaştığı ifade ediliyor.

Enerji fiyatlarındaki bu yükseliş, yalnızca akaryakıt ve doğal gaz faturalarını değil, sanayi üretiminden gıda fiyatlarına kadar geniş bir alanı etkiliyor. Özellikle enerji ithalatına bağımlı ülkelerde enflasyon baskısının daha da artabileceği değerlendiriliyor.

Taşımacılık maliyetleri arttı

Dünya Deniz Taşımacılığı Konseyi verilerine göre, savaş sürecinde gemi yakıt maliyetleri yüzde 59 arttı. Küresel taşımacılık ağındaki aksaklıklar, yükselen yakıt maliyetleri ve ticari gemilerin Hürmüz Boğazı çevresinde karşılaştığı riskler, tedarik zincirleri üzerinde baskıyı artırdı.

Bu tablo, birçok ülkenin ihracat ve ithalat dengesini de etkiliyor. Nakliye maliyetlerindeki artışın ürün fiyatlarına yansıması, küresel enflasyon beklentilerini güçlendiren unsurlar arasında gösteriliyor.

Küresel büyümede yavaşlama riski

Savaşın ekonomik etkileri, küresel büyüme tahminlerine de yansıdı. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün değerlendirmelerine göre savaşın süresi ve ticaret akışındaki aksaklıklar, küresel ekonomik büyüme açısından belirleyici olacak.

Savaşın nispeten kısa sürmesi halinde küresel ekonomik büyümenin 2025’teki yüzde 3,4 seviyesinden bu yıl yüzde 2,8’e düşeceği, 2027’de ise yeniden yüzde 3,1 seviyesine yükseleceği öngörülüyor.

En az 700 milyar dolarlık potansiyel kayıp

Dünya ekonomisinin yaklaşık 118 trilyon dolar büyüklüğünde olduğu dikkate alındığında, büyümede 0,6 puanlık zayıflamanın küresel ekonomi açısından en az 700 milyar dolarlık potansiyel kayıp anlamına geldiği hesaplanıyor.

Ancak savaşın ve ticaret akışındaki aksaklıkların daha uzun sürmesi durumunda daha ağır bir tablo ortaya çıkabilir. Bu senaryoda dünya ekonomisindeki büyümenin bu yıl yüzde 2,1’e, 2027’de ise yüzde 1,8’e kadar gerileyebileceği belirtiliyor.

Fitch büyüme tahminini düşürdü

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings de savaşın tetiklediği petrol krizi nedeniyle küresel ekonomik büyüme tahminini aşağı yönlü revize etti. Fitch, bu yıla ilişkin küresel büyüme beklentisini 0,2 puan düşürerek yüzde 2,4’e indirdi.

Buna karşın yapay zekayla bağlantılı teknoloji yatırımlarındaki güçlü ivmenin, petrol şokunun küresel ekonomik aktivite üzerindeki etkisini kısmen dengelediği değerlendiriliyor. Bu durumun özellikle dünya ticaretindeki büyümeyi ve Asya ülkelerinin ihracatını desteklediği ifade ediliyor.

Petrol stokları için kritik iki ay

Fitch Ratings, ticaretin 14 haftadır durma noktasında olduğu Hürmüz Boğazı’nın temmuza kadar yeniden açılmayacağını öngörüyor. Boğazdan akışın kısa sürede normale dönemeyeceği dikkate alındığında, petrol piyasalarının gelecek iki ayda stokların azalması nedeniyle daha da sıkılaşması bekleniyor.

Petrol stoklarındaki azalma, fiyatların yüksek kalmasına ve enerji ithalatçısı ülkelerin maliyetlerinin artmasına neden olabilir. Uzmanlara göre enerji piyasalarındaki bu baskı, savaşın ekonomik sonuçlarının en kritik başlıklarından biri olmaya devam edecek.

Küresel ticarette yavaşlama

OECD, küresel ticaretteki büyümenin 2025’teki yüzde 5 seviyesinden bu yıl yüzde 3,1’e, 2027’de ise yüzde 2,9’a düşeceğini öngörüyor. Özellikle Körfez ekonomileriyle yapılan ticaretteki keskin düşüş ve artan enerji ile taşımacılık maliyetleri, yılın ikinci ve üçüncü çeyreğinde ticaret büyümesini zayıflatabilir.

Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre, 2025’te yüzde 4,6 büyüyen küresel ticaretin bu yıl yüzde 1,9’a, 2027’de ise yüzde 2,6’ya gerilemesi bekleniyor. Enerji şokunun etkisi ağır olsa da yapay zekayla bağlantılı ürünlerdeki talep artışının bu zayıflamayı kısmen dengelediği ifade ediliyor.

UNCTAD’dan kırılganlık uyarısı

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Kuruluşu, küresel ekonomik büyümenin bu yıl yüzde 2,6 seviyesine yavaşlayacağını tahmin ediyor. Kuruluş, dünya ekonomisinin daha kırılgan bir döneme ilerlediği uyarısında bulunuyor.

UNCTAD’a göre özellikle petrol ithalatına bağımlı gelişmekte olan ülkeler için ekonomik zorluklar giderek ağırlaşıyor. Ekonomik açıdan kırılgan durumdaki 75 ülkeden 65’inin net petrol ithalatçısı olduğu ve bu ülkelerde yaklaşık bir milyar insanın yaşadığı belirtiliyor.

Petrol ithalatçısı ülkelere ek fatura

Petrol fiyatlarındaki artış, ithal yakıta bağımlı gelişmekte olan ülkeler için ciddi bir mali yük oluşturuyor. UNCTAD’ın değerlendirmelerine göre mevcut ithalat seviyeleri dikkate alındığında, petrol fiyatlarındaki artış bu ülkelerin yıllık ithalat faturalarına 20 milyar dolardan fazla ek yük getirebilir.

Bu ülkelerde yaşayan nüfusun önemli bir bölümünün düşük gelirli olması, enerji fiyatlarındaki artışın sosyal etkilerini daha da ağırlaştırıyor. Gıda, ulaşım ve temel tüketim maliyetlerindeki yükseliş, kırılgan ekonomilerde hayat pahalılığını artırabilecek başlıklar arasında yer alıyor.

Diplomasi ve ekonomi aynı dosyada birleşti

Trump’ın İran’a ilişkin açıklamaları, nükleer müzakereler, ABD’nin bölgedeki askeri varlığı ve küresel ekonomik etkilerle birlikte değerlendiriliyor. Washington yönetimi bir yandan İran’ın nükleer programına ilişkin sınırlamalar üzerinde dururken, diğer yandan bölgedeki askeri ve ekonomik baskıyı sürdürüyor.

Orta Doğu’da 100 günü geride bırakan çatışma süreci, yalnızca bölgesel güvenliği değil, küresel enerji piyasalarını, ticaret yollarını ve büyüme beklentilerini de doğrudan etkiliyor. Gözler şimdi İran’la olası anlaşma zemininin oluşup oluşmayacağına ve Hürmüz Boğazı’ndaki ticaret akışının ne zaman normale döneceğine çevrildi.