Konya denildiğinde akla gelen en büyük değerlerden biri hiç şüphesiz Mevlâna Celaleddin-i Rumi oluyor. Asırlardır sevgi, hoşgörü, birlik ve kardeşlik mesajlarıyla gönüllere dokunan Mevlâna’nın manevi mirası, bugün de Konya’da yaşatılıyor.

1207 yılında Belh’te dünyaya gelen Mevlâna, ailesiyle çıktığı uzun yolculuğun ardından 1228 yılında Konya’ya yerleşti. Hayatının büyük bölümünü bu şehirde geçiren Mevlâna, ilmiyle, sohbetleriyle ve gönül diliyle Konya’yı manevi bir merkez haline getirdi.

Mevlâna’nın Şems-i Tebrizî ile karşılaşması da Konya’da gerçekleşti. Bu buluşma, onun düşünce dünyasında derin izler bırakırken, insanlığa ulaşan sevgi ve aşk anlayışının da en güçlü dönüm noktalarından biri oldu.

Konya’da her adımda Mevlâna’nın izi var
Bugün Mevlâna Türbesi ve Dergâhı, yalnızca bir ziyaret noktası değil; huzur arayanların, gönlüne dokunacak bir söz duymak isteyenlerin ve Mevlâna’nın çağrısını hissetmek isteyenlerin buluşma yeri olmayı sürdürüyor.

Her yıl dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçiler, Konya’da Mevlâna’nın “gel” çağrısının izini sürüyor. Şeb-i Arûs törenleri, sema programları ve kültürel etkinliklerle Mevlâna’nın mesajları yeni nesillere aktarılıyor.
Sevgiyle anılan bir ömür

Mevlâna, “Hamdım, piştim, yandım” sözüyle özetlediği hayatını 17 Aralık 1273’te Konya’da tamamladı. Ölüm gününü ayrılık değil, Allah’a kavuşma günü olarak gördü ve bu geceyi “Şeb-i Arûs” yani düğün gecesi olarak adlandırdı.

Mesnevi, Divân-ı Kebir, Fîhi Mâ Fîh ve Mektûbât gibi eserleriyle çağları aşan Mevlâna, bugün de insanlığa sevginin, sabrın, hoşgörünün ve kardeşliğin yolunu göstermeye devam ediyor.
Konya ise bu büyük mirası bağrında taşıyan şehir olarak, Mevlâna’nın gönüllere dokunan sesini dünyaya ulaştırmayı sürdürüyor.







