Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Okulda da hastanede de aynı tehlike: şiddet herkesi hedef alıyor

SAHİM-SEN Genel Başkanı Özlem Akarken, son dönemde okullarda ve sağlık alanında yaşanan saldırıların münferit değil, toplumsal bir krizin sonucu olduğunu söyledi.

SAHİM-SEN Genel Başkanı Özlem Akarken, son dönemde okullarda ve sağlık

Türkiye, son günlerde eğitim kurumlarında yaşanan ve can kayıplarına yol açan saldırılarla sarsılırken, toplumun en güvenli olması gereken alanlarında dahi şiddetin bu denli görünür hale gelmesi derin bir toplumsal sorunu yeniden gündeme taşıdı. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan trajik olayların ardından açıklama yapan SAHİM-SEN Sağlık Hizmetleri Sendikası Genel Başkanı Özlem Akarken, şiddetin artık yalnızca belirli meslek gruplarını değil, toplumun tamamını tehdit eden bir yapıya dönüştüğünü belirtti.

17 Nisan Sağlıkta Şiddete Karşı Mücadele Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan Akarken, art arda yaşanan olayların tesadüf olmadığını, aksine uzun süredir derinleşen yapısal bir sorunun sonucu olduğunu söyledi. Akarken, Türkiye’de sağlıkta şiddetin sembol isimlerinden biri olan Dr. Ersin Arslan’ın ölümünün üzerinden yıllar geçmesine rağmen benzer olayların sürmesinin, sorunun çözülemediğini açıkça ortaya koyduğunu ifade etti.

2012 yılında Gaziantep’te görevi başındayken uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden Dr. Ersin Arslan’ın hafızalardaki yerini koruduğunu belirten Akarken, “Dr. Ersin Arslan’ı her yıl anıyoruz ancak ne yazık ki aynı acıları yaşamaya devam ediyoruz. Bu durum, şiddetle mücadelede yeterli mesafe kat edilemediğinin açık göstergesidir” dedi.

Son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta eğitim kurumlarında meydana gelen ve can kayıplarına yol açan saldırıların, şiddetin artık yalnızca sağlık çalışanlarını değil çocukları, öğretmenleri ve toplumun tüm kesimlerini hedef alan bir krize dönüştüğünü gösterdiğini vurgulayan Akarken, bu tablonun yalnızca güvenlik zafiyetleriyle açıklanamayacağını söyledi.

Şiddetin artık münferit değil, sistematik bir sorun haline geldiğini kaydeden Akarken, “Şiddet artık bireysel bir davranış değil, toplumsal bir kriz haline gelmiştir. Okullarda yaşanan saldırılar, bu krizin en ağır sonuçlarından biridir. Çocukların en güvenli olması gereken alanlarda hayatını kaybetmesi, meselenin ne kadar derin olduğunu açıkça ortaya koymaktadır” ifadelerini kullandı.

Şiddetin giderek normalleşmesinin en büyük risk olduğuna dikkat çeken Akarken, bu durumun toplumsal refleksleri zayıflattığını ve çözümü daha da güç hale getirdiğini belirtti. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki olayların yalnızca güvenlik açığıyla açıklanamayacağını söyleyen Akarken, bu tür vakaların toplumsal yapıda derinleşen sorunların sonucu olduğunu dile getirdi.

Akarken, “Çocukların eğitim gördüğü alanlarda bu tür saldırıların yaşanması, toplumsal çözülmenin en net göstergelerinden biridir. Şiddetin bu denli yaygınlaşması, bireylerin öfke kontrolü, iletişim becerileri ve psikolojik destek mekanizmalarındaki eksikliklerle doğrudan ilişkilidir” dedi.

Şiddetle mücadelede yalnızca güvenlik önlemlerinin artırılmasının yeterli olmayacağını vurgulayan Akarken, kalıcı çözüm için psiko-sosyal destek sistemlerinin güçlendirilmesi, eğitim politikalarının yeniden ele alınması ve toplumun her kesiminde farkındalık oluşturulması gerektiğini söyledi.

Bu süreçte sivil toplum kuruluşları, akademisyenler ve kamu kurumlarının birlikte hareket etmesi gerektiğini belirten Akarken, sürecin bilimsel veriler ışığında yönetilmesinin önemine işaret etti. Eğitim sendikalarının iş bırakma kararları ve farklı konfederasyonların eylem süreçlerinin toplumda artan kaygının göstergesi olduğunu ifade eden Akarken, bu kaygının ortak bir duruşa dönüşmesi gerektiğini kaydetti.

Özlem Akarken, “Şiddetle mücadele yalnızca bir meslek grubunun değil, toplumun tamamının sorumluluğudur. Bugün sessiz kalınan her olay, yarın daha büyük acıların önünü açar” dedi.

17 Nisan’ın yalnızca bir anma günü değil, aynı zamanda bir hatırlatma günü olduğunu vurgulayan Akarken, “Geçmişte yaşanan acıları unutmamak zorundayız. Dr. Ersin Arslan’ı anmak, yalnızca bir hatırlama değil; aynı zamanda bir sorumluluktur. Daha güvenli bir toplum için şiddeti reddeden güçlü bir ortak irade ortaya koymak zorundayız” ifadelerini kullandı.