Ketebe Yayınları tarafından yayımlanan Revnakoğlu’nun İstanbul’u: Suriçi’nden Boğaziçi’ne adlı 8 ciltlik eser, 25 Mart 2026 akşamı düzenlenen lansman programıyla okurla buluştu. İstanbul’un kültürel, sosyal ve manevi hafızasını gün yüzüne çıkaran çalışma, geniş katılımlı bir programla kamuoyuna tanıtıldı.
Tanıtım programına Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan, eski Diyanet İşleri Başkanı ve Uluslararası İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Görmez, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanı Coşkun Yılmaz, FSMVÜ Rektör Danışmanı Prof. Dr. Zekeriya Kurşun, hattat Mehmet Özçay, Albayrak Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Mesut Albayrak, Ketebe Yayınları Yayın Yönetmeni Furkan Çalışkan ve eserin hazırlayıcısı Prof. Dr. Mustafa Koç katıldı.
Cemaleddin Server Revnakoğlu’nun yıllara yayılan arşiv birikimini esas alan eser, Prof. Dr. Mustafa Koç’un uzun soluklu ve titiz çalışmasıyla yayına hazırlandı. Çalışma, İstanbul’un giderek silinen sosyal ve kültürel dokusunu yeniden görünür hale getirmesi bakımından dikkat çekiyor.
İstanbul’un hafızasına adanmış bir ömür
1912 yılında Rumelihisarı’nda dünyaya gelen Cemaleddin Server Revnakoğlu, hayatını İstanbul’un kültürel ve manevi izlerini kayıt altına almaya adayan isimlerden biri olarak öne çıkıyor. “Kundağım dergâhta bağlandı, dergâhta çözüldü” sözüyle hayatının yönünü özetleyen Revnakoğlu, çocukluk yıllarını dervişlerin, musikişinasların ve sanat çevrelerinin iç içe geçtiği çok katmanlı bir İstanbul atmosferinde geçirdi.
Galatasaray Lisesi yıllarında “Çocuk Şeyh” lakabıyla anılan Revnakoğlu, erken yaşlardan itibaren tasavvufi birikimi ile entelektüel derinliği aynı potada buluşturdu. Annesi Şerife Revnak Hanım’dan musiki zevkini ve zarafeti, babası Server Bey’den ise eski yazı ve kültür bilgisini devralan Revnakoğlu; tiyatrodan musikiye, hat sanatından mezarlık arşivciliğine kadar geniş bir alanda üretim ortaya koydu.
Özellikle “mezarlık arşiv uzmanı” kimliğiyle İstanbul’un okunmamış kitabelerini, kayıt altına alınmamış mezar taşlarını ve unutulmaya yüz tutmuş pek çok kültürel izi belgeleyen Revnakoğlu, 1968 yılında vefat ettiğinde geride şehrin ruhunu yansıtan çok kıymetli bir arşiv bıraktı.
Suriçi’nden Boğaziçi’ne uzanan şehir yolculuğu
Revnakoğlu’nun notlarından derlenen Revnakoğlu’nun İstanbul’u: Suriçi’nden Boğaziçi’ne, 8 ciltlik kapsamlı yapısıyla okuru İstanbul’un çok katmanlı tarihine ve kültürel dünyasına götürüyor. Eser, Fatih’in tarihi dokusundan Üsküdar’ın manevi iklimine, Eyüpsultan’dan Beykoz’un yamaçlarına uzanan geniş bir şehir panoraması sunuyor.
Çalışma yalnızca tekke ve tasavvuf kültürüyle sınırlı kalmıyor; tekke musikisinden mahalle hayatına, folklordan gündelik yaşama kadar İstanbul’un farklı yüzlerini de kayıt altına alıyor. Eserde ayrıca Yahya Kemal’den Elmalılı Hamdi Yazır’a, Necmeddin Okyay’dan Neyzen Tevfik’e kadar pek çok önemli isimle ilgili hatıralar da yer alıyor. Revnakoğlu’nun tarikat ve tekke terminolojisine dair notlarından oluşan kapsamlı sözlük de ilk kez bu eserle okurla buluşuyor.
Mustafa Koç: Bir şehri anlamak ilimlerin en müşkülüdür
Eseri yayına hazırlayan Prof. Dr. Mustafa Koç da konuşmasında, şehir kavramının yalnızca fiziki mekânla sınırlı olmadığını vurguladı. “Bir şehri anlamak ilimlerin en müşkülüdür” diyen Koç, şehri; müesseseleri, insanı, manayı ve sanatı içine alan kuşatıcı bir yapı olarak tanımladı.
Revnakoğlu’nun ömrünü şehri hakkıyla anlamaya ve anlatmaya adadığını belirten Koç, onun yalnızca İstanbul’un sokaklarını değil, Bursa’dan Erzurum’a uzanan geniş bir coğrafyayı da adımlayarak insan hafızasında yaşayan bilgi ve kültürü kayıt altına aldığını ifade etti. Koç, Revnakoğlu’nun Elmalılı Hamdi Yazır ve Tahirü’l-Mevlevi gibi önemli isimlerin irfanından beslendiğini, imparatorluğun son büyük kültürel seslerini Cumhuriyet dönemine taşıyan bir köprü vazifesi gördüğünü söyledi.
Koç ayrıca, ortaya çıkan külliyatın yalnızca tarihî değil, dil ve üslup bakımından da büyük bir değer taşıdığını belirterek, eserin zengin İstanbul Türkçesi ve köklü anlatım diliyle dikkat çektiğini kaydetti.
İstanbul’un kaybolan hafızasına güçlü bir katkı
Ketebe Yayınları’nın yayımladığı bu 8 ciltlik eser, yalnızca bir kitap çalışması değil; İstanbul’un hafızasını, kültürel sürekliliğini ve manevi dokusunu yeniden gündeme taşıyan önemli bir yayın projesi olarak değerlendiriliyor. Revnakoğlu’nun İstanbul’u, hem araştırmacılar hem de İstanbul’u anlamak isteyen okurlar için temel başvuru kaynaklarından biri olmaya aday görünüyor.





