Türkiye’nin demokrasi hafızasında “28 Şubat süreci” olarak yer eden 1997 tarihli Milli Güvenlik Kurulu toplantısının üzerinden bugün (28 Şubat 2026) 29 yıl geçti. Dönem, askeri-bürokratik vesayetin sivil siyasete yön verdiği, seçilmiş hükümetin yoğun baskı altında bırakıldığı ve “irtica” başlığı altında kamusal alanın düzenlendiği bir kırılma olarak tarihe geçti.
Siyasi Zemin: Refah-Yol ve Vesayet Baskısı
28 Şubat süreci, merhum Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın liderliğindeki Refah-Yol hükümetinin “rejimi tehdit ettiği” iddiaları etrafında yürütülen tartışmalarla şekillendi. Sincan’da düzenlenen “Kudüs Gecesi” üzerinden büyütülen gerilim ve kamuoyuna yansıyan güvenlik vurgulu açıklamalar, hükümet üzerindeki baskıyı artıran unsurlar arasında sayıldı. 4 Şubat 1997’de Sincan’da tankların yürütülmesi ise dönemin en çarpıcı “gözdağı” görüntülerinden biri olarak hafızalara kazındı.

Sürecin Araçları: BÇG, Fişlemeler, Eğitim Politikaları
Dönemin en çok tartışılan başlıklarından biri, Genelkurmay bünyesinde kurulduğu belirtilen “Batı Çalışma Grubu” üzerinden yürütülen fişleme iddiaları oldu. Toplumsal yaşamın farklı kesimlerine dönük izleme ve sınıflandırmaların, kamuda ve eğitim kurumlarında baskı iklimini beslediği değerlendirmeleri yapıldı.
Eğitim alanında ise iki uygulama öne çıktı:
-
8 yıllık kesintisiz eğitim ile özellikle imam hatip orta kısımlarının etkisizleştirilmesi,
-
Katsayı uygulaması ile mesleki eğitimden üniversiteye geçişte fırsat eşitliğinin zedelenmesi.
Bu dönemin en görünür insan hakları tartışması ise, başörtülü öğrencilerin eğitim hakkına erişiminin engellenmesi ve “ikna odaları” gibi uygulamalar etrafında şekillendi.
Kurumsal Sonuçlar: Siyasi Kapatma ve Toplumsal Kırılma
Süreç, hükümetin düşmesi ve devamında Refah Partisi’nin 22 Şubat 1998’de kapatılmasıyla yeni bir evreye taşındı. Toplumsal hafızada “bin yıl sürecek” ifadesiyle anılan dönem; siyaset, eğitim, kamu bürokrasisi ve gündelik hayat üzerinde kalıcı izler bıraktı.
Ekonomi Tartışması: Faiz Yükü ve Kırılganlık
28 Şubat döneminin ekonomik etkileri, sonraki yıllarda yoğun biçimde tartışıldı. Döneme ilişkin bazı değerlendirmelerde; kamu maliyesinde faiz giderlerinin hızla arttığı, finansal sistemde kırılganlığın büyüdüğü, bankacılık sektöründe TMSF’ye devirlerin çoğaldığı ve 2001 krizine giden zeminin güçlendiği ileri sürüldü. (Bu başlıklarda farklı çalışmaların farklı büyüklükler verdiği biliniyor; ancak ortak vurgu, siyasal belirsizlik–finansal istikrarsızlık ilişkisinin derinleştiği yönünde.)
“Mağduriyet Hafızası” ve Konya’dan Yansıyanlar
28 Şubat, yalnızca bir siyasi kriz değil; bireylerin eğitim, çalışma ve kamusal alana katılım hakları üzerinden bir kuşağın hayat çizgisini etkileyen bir toplumsal kırılma olarak da anlatılıyor. Başörtüsü yasağı nedeniyle eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldığını belirten çok sayıda kişi, yıllar sonra öğrenimlerini tamamlayabilmiş olsalar da “kaybedilmiş yıllar” vurgusunu dile getiriyor. Konya’da da Selçuk Üniversitesi başta olmak üzere üniversite kapılarında yaşanan uygulamalar, kişisel tanıklıklarla hafızada yer etti.
Bugün Ne Söylüyor?
28 Şubat’ın 29. yılında, sürece dair temel tartışma iki eksende sürüyor:
-
Demokratik meşruiyet ve sivil siyaset: Vesayet mekanizmalarının siyasete müdahalesinin sonuçları.
-
Hak ve özgürlükler: Eğitim hakkı, inanç özgürlüğü, ayrımcılık ve kamuda eşit muamele ilkesi.
Toplumun geniş kesimlerinde, 28 Şubat’ın “normalleşmenin değil, zorlamanın” diliyle yürütüldüğü ve demokrasiye maliyet ürettiği değerlendirmesi öne çıkıyor.





