Ramazan’ın 10. günü, yalnızca açlığın ve susuzluğun değil; kalbin terbiyesinin, iyiliğin sürekliliğinin ve infakın hikmetinin daha derinden hissedildiği bir vakittir. Bugün, Kur’an’ın “Allah yolunda harcayın” çağrısı ile merhameti somutlaştıran bir ahlâk ufkuna davet ediliyoruz. Bir yanda Bakara Suresi’nden iyilik ve paylaşımın ölçüsünü hatırlatan ayet, diğer yanda Efendimiz’in (S.A.V.) insan ilişkilerine incelik kazandıran hadis-i şerifi; Ramazan’ın ruhunu hayata taşımamız için güçlü bir rehber sunuyor. Bu özel günde, dua ile mazlumların yarasına ortak olurken; Hz. Saîd bin Zeyd’in (R.A.) sahabe vakarından, Emir Külâl’in (K.S.) irfan çizgisinden ve Alvarlı Lütfi Efe’nin “incitme” nasihatinden ilhamla, kalp kırmayan bir dil ve şefkatli bir hayat için yeniden niyet tazeliyoruz.
Ayet
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.
“Mallarınızı Allah yolunda harcayın. Kendi kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.”
(Bakara Suresi, 2/195)
Hadis
Allah’ın Rasulü Hz. Muhammed (S.A.V.) şöyle buyurdu:
“Allah için size sığınan kimseye sığınak olun. Allah için isteyen kimseye verin. Sizi davet edene icabet edin; size bir iyilik yapana karşılığını verin. Eğer onun karşılığını verecek bir şey bulamazsanız, karşılıkta bulunduğunuza kanaat getirinceye kadar ona dua edin.”
(Ebu Davud, Zekât, 38)
Dua
Halim ve yüce olan Allah’dan başka ilah yoktur. Yüce arşın Rabbi olan Allah’tan başka ilah yoktur. Yüce arşın, yerin ve yedi kat göklerin Rabbi olan Allahdan başka ilah yoktur. Allahım! Bizi ahiret azabından ve dünyanın bütün belalarından koru. Dünyanın ve ahiretin şerrini bizden uzaklaştır. Kıyamet günü Hz. Peygamber (S.A.S.)’in şefaatiyle bizi rızıklandır. Ey kalpleri istediğine çeviren! Bizim kalblerimizi de dinine ve sana itaata çevir. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi! Rahmetinle ve peygamberlerin efendisinin hürmetine duamızı kabul et.
Amin
Ebedi olan Allahı tesbih ederim. Biricik olan Allah’ı tesbih ederim. Tek ve her şeyin muhtaç bulunduğu Allah’ı tesbih ederim. Semayı direksiz yücelten Allah’ı tesbih ederim. Yeri donmuş su üzerine yapan Allah’ı tesbih ederim. Mahlukatı yaradan ve onları teker teker sayan Allah’ı tesbih ederim. Rızıkları taksim eden ve kimseyi unutmayan Allah’ı tesbih ederim. Doğmayan, doğurmayan, kendisinin dengi olmayan Allah’ı tesbih ederim

Hz. Saîd Bin Zeyd (R.A.)
Hz. Saîd bin Zeyd (R.A.), 600 yılı civarında Mekke’de doğmuştur. Nesebi, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ile Kâ’b bin Lüey’de birleşir. Cahiliye döneminde dahi puta tapmamış; tevhid inancına bağlılığıyla tanınmıştır. Babası Zeyd bin Amr, Allah’ın varlığı ve birliğine iman eden, kız çocuklarının diri diri gömülmesine ve putperestliğe şiddetle karşı duran hanif bir şahsiyetti. Bu atmosferde yetişen Saîd bin Zeyd’in İslam’la buluşması da kolay olmuştur.
Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.) davetini duyar duymaz, henüz 19–20 yaşlarındayken hiçbir tereddüt göstermeden iman etmiş; eşi Fâtıma (Hz. Ömer’in kardeşi) ile birlikte ilk Müslümanlar arasında yer almıştır. Ayrıca Hz. Ömer (R.A.) ile amca çocuklarıdır. Hz. Ömer’in de Saîd’in kız kardeşi Atîke ile evli olduğu rivayet edilir.
Kaynaklarda, Hz. Ömer’in (R.A.) Peygamber Efendimiz’e (S.A.V.) zarar vermek niyetiyle yola çıktığı gün, “Kardeşin Müslüman oldu; önce oraya git” denilerek yönlendirildiği evin, Hz. Saîd bin Zeyd’in evi olduğu aktarılır. Bu evde Kur’an tilavetini dinleyen Hz. Ömer’in kalbi yumuşamış ve İslam’ı kabul etme süreci başlamıştır.
Hz. Saîd bin Zeyd’in künyesi Saîd bin Zeyd bin Amr; lakapları ise Ebu A‘ver ve Ebu Sevr olarak zikredilir. Onun rivayet ettiği hadisler arasında, Resûl-i Ekrem’in (S.A.V.) Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman ile Uhud Dağı’na çıktığı; Uhud’un sarsılması üzerine Efendimiz’in “Dur ey Uhud! Üzerinde bir peygamber, bir sıddîk ve iki şehid vardır” buyurduğunu bildiren rivayet de yer alır. Annesinin adı Fâtıma binti Bâce olarak kaydedilir.
Babası Zeyd bin Amr’ın, Suriye taraflarında Hz. İbrahim’in dinini sürdüren haniflerle tanıştığı; “Benim Rabbim İbrahim’in Rabbidir, dinim İbrahim’in dinidir” diyerek tevhid üzere yaşadığı da kaynaklarda anlatılır.
Hz. Saîd bin Zeyd (R.A.), Hz. Osman’ın (R.A.) şehadetiyle başlayan fitne dönemlerine şahit olmuş; duası kabul olan sahabilerden sayıldığı için insanlar onu incitmekten çekinmiştir. Rivayet edilen bir olayda, bir kadının arazisine tecavüz ettiği iddiasıyla şikâyette bulunması üzerine, Hz. Saîd “Haksız yere bir karış toprağı gasp edenin boynuna kıyamet günü yedi kat yer dolanır” ikazını hatırlatmış; “Allah’ım, eğer bu kadın yalan söylüyorsa gözleri kör olmadan canını alma ve kuyusunu ona mezar eyle” diye dua etmiştir. Rivayete göre kadın daha sonra kör olmuş ve yürürken kuyuya düşerek hayatını kaybetmiştir.
Hz. Saîd bin Zeyd (R.A.), diğer Müslümanlar gibi müşriklerin zulmüne maruz kalmış; Bedir Savaşı hariç Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ile birlikte gazvelere katılmıştır. Efendimiz’in yakınında bulunmaya büyük gayret göstermiş, 48 hadis rivayet etmiştir. Süryanice bildiği; Resûlullah’ın yazı işlerinde ve bazı mektuplara cevap hazırlanmasında yardımcı olduğu da aktarılır.
Hz. Ömer’in (R.A.) hilafet dönemini görmüş, şehadetine de şahit olmuştur. Hz. Ömer’in şehadetiyle İslam ümmetinde büyük bir gedik açıldığını, bunun kolay kolay kapanmayacağını ifade ederek onun İslam tarihindeki eşsiz yerini vurguladığı nakledilir. Şam’ın kuşatılması ve fethi süreçleri ile Yermük Muharebesi gibi önemli hadiselerde bulunduğu da rivayetler arasındadır.
Zühd ve takvasıyla tanınan Hz. Saîd bin Zeyd (R.A.), makam ve mevkie meyletmemiş; görev verildiğinde ise hakkıyla yerine getirmiştir. 671 yılında Medine yakınlarındaki Akik’te vefat etmiş; cenazesi Sa’d bin Ebî Vakkas tarafından yıkanıp kefenlenmiş, cenaze namazını Abdullah bin Ömer kıldırmıştır.
Allah ondan razı olsun.

Fahreddin Er-Râzî
Ebû Abdillâh (Ebü’l-Fazl) Fahrüddîn Muhammed b. Ömer b. Hüseyn er-Râzî et-Taberistânî (ö. 606/1210)
Kelâm, felsefe, tefsir ve usûl-i fıkıh alanlarındaki çalışmalarıyla temayüz eden Eş‘arî çizgide bir âlimdir.
Hayatı ve İlmi Yolculuğu
Tercih edilen rivayete göre Fahreddin er-Râzî, 25 Ramazan 543 (6 Şubat 1149) tarihinde Büyük Selçuklu Devleti’nin başşehri Rey’de doğdu (544’te doğduğu da nakledilir). Bekrî, Teymî ve Kureşî nisbeleri, Arap asıllı bir aileye mensubiyetine işaret eder. Kaynaklarda “İbnü’l-Hatîb” veya “İbn Hatîbü’r-Rey” diye de anılsa da daha çok Fahreddin er-Râzî ismiyle meşhur olmuştur. Şâfiî ve Eş‘arî literatürde “İmâm” unvanıyla zikredilir.
İlk hocası, Begavî’nin yanında yetişmiş olan babası Ömer’dir. On altı yaşındayken babasının vefatı üzerine Simnân’a giderek Kemâleddin es-Simnânî’nin ders halkasına katıldı. Ardından Rey’e döndü; İşrâkî filozof Sühreverdî el-Maktûl’ün hocalarından Mecdüddin el-Cîlî’den kelâm ve felsefe tahsil etti. Cîlî ile birlikte gittiği Merâga’da da eğitimini sürdürdü. Üstün zekâsı, güçlü hâfızası ve çalışma azmi sayesinde kısa sürede temayüz etti.
Râzî’nin şöhret kazanmasında ilmî seyahatlerinin önemli payı vardır. Cürcân, Tûs, Herat, Hârizm, Buhara, Semerkant, Hucend, Belh, Gazne ve bazı Hint beldeleri başlıca uğrak merkezleridir. Hârizm’de Mu‘tezilî âlimlerle yaptığı münazaralar sonrası çıkan hadiseler sebebiyle oradan ayrılarak Rey’e dönmek zorunda kaldığı aktarılır. Daha sonra Mâverâünnehir’de, kendi eserlerinin de okutulduğu bazı medreselerin bulunduğu bölgeleri dolaştı; Serahs’ta meşhur tabip Abdurrahman b. Abdülkerîm ile tanışarak dostluk kurdu ve İbn Sînâ’nın el-Kânûn’u üzerine onun için bir şerh kaleme aldığı kaydedilir.
Buhara’da Hanefî âlimlerinden Şerefüddin el-Mes‘ûdî, Radıyyüddin en-Nîsâbûrî ve Rükneddin el-Kazvînî ile fıkhî meseleler; Nûreddin es-Sâbûnî ile itikadî konular üzerinde münazaralar yapmış, ayrıca Bâtınîler ve Kerrâmîler’le tartışmaları geniş yankı uyandırmıştır. Bazı kaynaklarda Râzî’nin Belh’te iken Bahâeddin Veled’i şehirden çıkarılmasına sebep olduğu ileri sürülse de bu doğru görülmez; zira Bahâeddin Veled’in Belh’ten ayrılışı (616/1219), Râzî’nin vefatından sonradır.
Râzî, Horasan’da Alâeddin Tekiş ve oğlu Muhammed, Gūr sultanları Gıyâseddin ve Şehâbeddin gibi siyaset adamlarından iltifat görmüştür. İran, Türkistan, Afganistan ve Hindistan bölgesindeki seyahatlerinin ardından 600/1203’te Herat’a yerleşti. Ömrünün kalan kısmını büyük ölçüde Herat’ta geçirerek bir yandan eser telif etti, diğer yandan sayıları 300’ü aştığı belirtilen talebe yetiştirdi.
Râzî, 1 Şevval 606 (29 Mart 1210) tarihinde Herat’ta vefat etti. Kerrâmîler tarafından zehirletildiği de rivayet edilir. Kabriyle ilgili olarak, vasiyeti gereği Herat yakınlarındaki Muzdâhân civarına defnedildiği; başka bir rivayette ise aslında evine gömüldüğü ve Muzdâhân’da defnedilmiş gibi gösterildiği kaydedilir.
İlmi Şahsiyeti ve Etkisi
Üstün zekâ, güçlü hâfıza ve etkili hitabetiyle tanınan Fahreddin er-Râzî, VI. (XII.) yüzyılın en güçlü düşünürleri arasında kabul edilir. Kelâm, tefsir, fıkıh usulü, Arap dili, mantık, felsefe, astronomi, tıp ve matematik gibi pek çok alanda eser vermiş; bu sebeple “allâme” unvanıyla da anılmıştır. Rivayete göre İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî’nin eş-Şâmil’i, Gazzâlî’nin el-Müstaṣfâ’sı ve Ebü’l-Hüseyin el-Basrî’nin el-Mu‘temed’ini çocuk yaşlarda ezberlemesi, hâfızasının kuvvetine delil olarak gösterilir.
Talebeleri arasında Kutbüddin el-Mısrî, Esîrüddin el-Ebherî, Tâceddin el-Urmevî, Sirâceddin el-Urmevî gibi isimler zikredilir; soyundan da bazı âlimlerin yetiştiği belirtilir. Hitabet gücü sayesinde münazaralarda etkili olduğu, Ehl-i sünnet çizgisine intisap edenlerin sayısında rol oynadığı nakledilir. Fikrî mücadelesi daha çok Mu‘tezile, Kerrâmiyye, Felâsife ve Bâtıniyye’ye yönelmiştir. Şiî olduğu iddiası ise isabetli görülmez; zira Şiî ve Bâtınî görüşlere yönelik sert eleştirileri bilinmektedir.
Tefsir ve Kelâmda Râzî
Râzî’nin en belirgin temayüz alanları tefsir ve kelâmdır. Tefsirinde dirâyet yöntemini güçlü biçimde kullanmış, döneminin ilim birikimini yorumuna taşımış ve kendisinden sonraki müfessirler üzerinde kalıcı bir etki bırakmıştır. En meşhur eseri, Mefâtîḥu’l-ġayb (et-Tefsîrü’l-kebîr), hem övgü hem eleştiri alan hacimli bir külliyat olmuştur.
Kelâmda ise Râzî, felsefe ile kelâmın meselelerini aynı metin içerisinde ele alarak “felsefî kelâm” döneminin öncü isimlerinden sayılır. Kaynaklar, ömrünün sonlarına doğru kelâm ve felsefenin yöntemlerinin itikadî tatmin için yeterli olmayabileceği kanaatini daha fazla benimsediğini ve Kur’an’ın yöntemine dönmeye çağırdığını kaydeder.
Tasavvufla İlişkisi
Râzî’nin tasavvufa ilgisi olduğu; tefsirinde yer yer işârî yorumlara yer vermesi, “keşf ehli” vurgusu ve bazı sûfîlerle yazışmaları bu eğilime delil olarak gösterilir. Bununla birlikte belirli bir tarikata intisabı konusunda yeterli ve kesin bilgi bulunmadığı için, daha isabetli yaklaşım, onun tasavvufî düşünceye değer veren bir âlim olduğu yönündedir.

Alvarlı Efe’ye Göre “İnsan Olmak”
İnsan olmak kolay; insan kalmak ise zordur. Dünyaya “hiç ölmeyecekmiş gibi” sarıldığımız çağda, insani duyarlılığın zayıflaması, kalpleri kırmayı sıradanlaştırdı. Oysa düşeni kaldırmak, yarayı sarmak, mahcup olanı rencide etmemek; insanlığımızı azaltmaz, çoğaltır.
Alvarlı Lütfi Efe Hazretleri’nin “incitme” çağrısı tam da bu yüzden gündemimizden düşmemeli: Kalp, Rabbin evi gibidir. İnsan olmanın biricik kaydı, o evi yıkmamaktır.
Özetle: İnfak, iyilik ve merhamet; yalnız sofrada değil, dilde ve davranışta da tamam olur. “İnsan isen bir canı incitme” öğüdü, Ramazan’ın terbiyesini hayata taşımanın en sahih yoludur.

Çanakkale İftar Menüsü Önerisi
1) İftariyelik
- Zeytin (özellikle Ezine yöresi), hurma
- Ezine peyniri + domates–salatalık
- Zeytinyağlı Ege otları (roka, radika, cibes) limonla
2) Çorba
- Tarhana çorbası (Çanakkale köy mutfağında çok yaygın)
3) Ara Sıcak
- Fırında peynirli patlıcan (Ezine peyniriyle)
ya da - Zeytinyağlı kabak/enginar (mevsime göre)
4) Ana Yemek (Çanakkale Klasiği)
- Tumbi (Biga/Çanakkale usulü etli-sebzeli güveç lezzetinde)
5) Pilav / Ekmek
- Şehriyeli pirinç pilavı veya bulgur pilavı
- Ramazan pidesi
6) Salata
- Roka–domates–soğan salatası, zeytinyağı + limon
7) Tatlı
- Peynir helvası (Çanakkale’nin en bilinen tatlısı)
8) İçecek
- Hoşaf/komposto (üzüm veya kayısı), yanında su
Ana Yemek Tarifi: Çanakkale Usulü Tumbi
Kaç kişilik: 4–5
Süre: 60–75 dk
Malzemeler
- 500–600 g kuşbaşı dana eti (tercihen döş/kol)
- 2 yemek kaşığı zeytinyağı
- 1 büyük kuru soğan (yemeklik)
- 2 diş sarımsak (isteğe bağlı)
- 2 adet patlıcan
- 2 adet patates
- 2 adet yeşil biber
- 2 adet domates (veya 1 su bardağı domates rendesi)
- 1 yemek kaşığı salça (domates)
- 1 çay kaşığı karabiber
- 1 çay kaşığı pul biber
- 1–1,5 çay kaşığı tuz (eti pişirirken kontrollü)
- 2–2,5 su bardağı sıcak su (etin cinsine göre)
- Üzeri için: maydanoz (opsiyon)
Not: Patlıcanı acısına göre 15–20 dk tuzlu suda bekletip süzmek lezzeti toparlar.
Yapılışı
- Eti mühürleyin: Tencerede zeytinyağını kızdırın. Kuşbaşı eti ekleyip yüksek ateşte suyunu salıp çekene kadar kavurun.
- Soğanı ekleyin: Doğranmış soğanı ekleyip 4–5 dk pembeleştirin. Sarımsak kullanacaksanız bu aşamada ekleyin.
- Salça ve domates: Salçayı 1 dk kavurun, ardından domatesi ekleyip 3–4 dk pişirin.
- Baharat ve su: Karabiber–pul biberi ekleyin, sıcak suyu ilave edin. Kısık ateşte et yumuşayana kadar (yaklaşık 35–45 dk) pişirin.
- Sebzeler: Patates, patlıcan ve biberleri iri küp doğrayın. Et yumuşamaya yaklaşınca sebzeleri tencereye alın. Gerekirse az daha sıcak su ekleyin.
- Kıvam: Sebzeler pişip yemek “güveç” kıvamı alınca tuzunu ayarlayın.
- Servis: 5 dk dinlendirip maydanozla servis edin. Yanına pilav ve roka salatası çok yakışır.
İpucu
- Daha “taş fırın” tadı isterseniz, yemeği son 10–15 dk fırın kabına alıp 200°C’de üstü hafif kızarana kadar tutabilirsiniz.
Aşağıdaki vakitler 28 Şubat 2026 Cumartesi (10 Ramazan 1447) içindir. Türkiye şehirlerinde İmsak/Akşam (İftar) saatleri Diyanet verilerinden; dünya şehirlerinde Fajr/Maghrib saatleri yerel saatle verilmiştir.

Konya + Tüm Komşu İller
| İl | İmsak | İftar |
| Konya | 05:56 | 18:49 |
| Aksaray | 05:50 | 18:42 |
| Ankara | 05:54 | 18:45 |
| Eskişehir | 06:04 | 18:55 |
| Afyonkarahisar | 06:04 | 18:56 |
| Isparta | 06:04 | 18:57 |
| Antalya | 06:04 | 18:57 |
| Niğde | 05:48 | 18:40 |
| Karaman | 05:54 | 18:46 |
| Mersin | 05:48 | 18:41 |
Büyük Şehirler
| Şehir | İmsak | İftar |
| İstanbul | 06:09 | 19:00 |
| Ankara | 05:54 | 18:45 |
| İzmir | 06:18 | 19:10 |
| Bursa | 06:09 | 19:00 |
| Adana | 05:45 | 18:38 |
| Antalya | 06:04 | 18:57 |
| Gaziantep | 05:37 | 18:30 |
10 Dünya Merkezi
| Merkez | İmsak (Fajr) | İftar (Maghrib) |
| Mekke | 05:28 | 18:24 |
| Medine | 05:27 | 18:23 |
| Kudüs | 04:46 | 17:36 |
| Kahire | 04:55 | 17:53 |
| Dubai | 05:27 | 18:20 |
| Doha | 04:42 | 17:35 |
| Berlin | 05:42 | 17:43 |
| Saraybosna | 04:50 | 17:34 |
| Londra | 04:57 | 17:39 |
| New York | 05:00 | 17:46 |




