Dijital platformlarda çocuk güvenliği ve bağımlılık tartışmaları, dünyadan ve Türkiye’den peş peşe gelen olaylar sonrası yeniden gündemin üst sıralarına çıktı. Tartışmanın merkezinde ise aynı soru var: “Yasaklamak mı, güçlendirmek mi?”
Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, çözümün yalnızca yasaklama ekseninde kurulmasının, dijital dünyanın eğitim, yaratıcılık, sosyal bağ kurma ve kamusal katılım gibi olumlu yönlerini gölgeleyebileceğine dikkat çekti. Gülaldı’na göre daha sürdürülebilir yaklaşım; “güvenli tasarım” ve “çocuk hakları temelli düzenleme” ilkelerini merkeze alan politikalar geliştirmek.
Türkiye’de yol haritası: 2026-2030 Eylem Planı
Gülaldı, 3 Şubat 2026 tarihli Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile **“Dijital Dünyada Çocukların Güçlendirilmesine Yönelik Eylem Planı 2026-2030”**un Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı koordinasyonunda yürürlüğe girdiğini hatırlattı. Genelgede; çocukları dijital risklerden koruma ve iyi oluşlarını güçlendirme yaklaşımının esas alındığı belirtiliyor.
Eylem planının odak alanları; farkındalık ve bilinçlendirme, koruyucu-önleyici mekanizmalar, dijital risklere karşı müdahale ve destek, yasal/kurumsal düzenlemelerin güçlendirilmesi olarak sıralanıyor. Gülaldı, özellikle çocukların ve ailelerin dijital okuryazarlık, eleştirel düşünme, etik sorumluluk ve mahremiyet bilinci gibi becerilerinin desteklenmesinin hedeflendiğini vurguladı.
Avustralya örneği: Yasak, şirkete sorumluluk
Gülaldı’nın dikkat çektiği küresel örneklerin başında Avustralya geliyor. Avustralya’da 16 yaş altı kullanıcıların belirli sosyal medya platformlarında hesap açmasını ve hesaplarını sürdürmesini hedefleyen düzenleme, 10 Aralık 2025 itibarıyla yürürlüğe girdi. Düzenleme yaptırımı çocuklara/ebeveynlere değil, platformlara yöneltiyor ve “makul adımlar” yükümlülüğü getiriyor.
“Ergenlik kırılgan bir dönem; risk de fırsat da var”
Gülaldı, 12–16 yaş aralığının kimlik gelişiminin hızlandığı, sosyal kabul ihtiyacının arttığı kritik bir evre olduğuna işaret ederek, dürtü kontrolü ve uzun vadeli sonuçları tartma kapasitesinin bu yaşlarda tam olgunlaşmadığını belirtti. Bu nedenle sosyal medya ekosisteminin, ergenleri hem kırılganlaştırabilen hem de kendini ifade alanı sunabilen çift yönlü bir yapı barındırdığını vurguladı.
“Amaç izole etmek değil, dayanıklılık kazandırmak”
Gülaldı, gençleri 16 yaşına kadar dijital deneyimden bütünüyle uzak tutmanın, sonrasında ani ve denetimsiz geçiş riski doğurabileceğini; bunun da öz düzenleme ve dijital okuryazarlık becerilerinin kademeli gelişimini zorlaştırabileceğini söyledi. Bu nedenle “yasak” yerine; algoritmik şeffaflık, yaşa uygun içerik tasarımı, veri koruma önlemleri, etkili denetim mekanizmaları ve dijital okuryazarlık eğitimleri gibi araçların temel bileşenler olması gerektiğini belirtti.




